Son zamanlarda basın yayın organlarında sıkça karşılaştığımız başlıklardan biri kadına yönelik saldırı ve şiddet konusu. Dünya Sağlık Örgütü ( World Health Organization ) şiddetin tanımını ‘’ fiziksel güç ve iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma , ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma ihtimali bulunması olarak yapmaktadır.
Bu tanıma baktığımızda şiddete maruz kalan kişinin şiddet uygulandığı zaman da zarar görmüş olması şiddeti belirlediği gibi kişinin yaşanılan durum sonrasında zarar görme ihtimalinin olması bile şiddet tanımı için yeterlidir. Kadına yönelik şiddet türlerini, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet başlıklarıyla değerlendirebiliriz.
Aslında bu konuyla ilgili çok da teknik kısımlara girecek kişilerden biri değilim. Fakat, yüzeysel olarak günlük hayatımızda gerek aile davalarında gördüğüm gerekse de sosyal çevremiz vasıtası ile tanık olduğumuz aslında hiçbir kadının veya hiç.bir insanın hak etmediği bir muameledir şiddet. Peki nedir erkekleri şiddet kullanmaya iten dürtüler Nedir? kendinden bedensel olarak daha narin, daha zayıf, daha hassas ve kırılgan olan kadınlara yönelttikleri bu fiziksel gücün amacı Bu dürtüyü itekleyen nedir …
Aslında sorunun cevabında olan en genel kelime yetersizlik duygusu. Bir erkek karşısındaki kadına karşı herhangi bir bağlamda yetersizlik duygusu hissediyorsa ve kendi hislerini özgürce ifade edebilecek kadar kelime dağarcığında kelime yoksa veya lugatı eksikse sözel anlamda kendini ifade etme yeteneğinden yoksun erkek yapabilceği tek şeyi yapar ve tanrı vergisi olan cüssesindeki fiziki güçle karşısındaki kadına saldırır. Şiddete meyilli olan erkekde eğitimsizlik, çözüm bulma becerilerinde eksiklik, öfke kontrolünde yetersiz kalma duygusu, aile içi iletişim eksikliği, sosyal beceri eksikliği, madde – alkol bağımlılığı, anti-sosyal kişilik bozukluğu vardır. Kendisini kelimelerle ifade edemeyecek kadar yetersizdir. Bu yetersizliğin verdiği duygu ile de saldırganlaşır. Erkeklik düzeyine ulaşmada yaşanan başarısızlıkların yarattığı kişisel güvensizlikler veya daha basit bir ifadeyle başarısız olma korkusu erkekleri, özellikle gençken, bir korku, tecrit, öfke, kendinden nefret etme ve saldırganlık girdabına itmeye yeterli olmaktadır.
Yakın zamanda basında da yer alan ve tanıdığım bir bayan arkadaşımızın başına gelen üzücü olay ve görüntülerle sarsıldık. Aslında hepimizi daha fazla sarsan olayın ardından yansıyan görüntülerdeki adaletsiz ve mağdur olan ve saldırıya uğrayan bayan arkadaşımızın devletin her durumda erkek olduğunu ve erkeklerle bir dayanışma içerisinde olduğunu gördüm demesiydi… Kadın olmak zordur. Kadın annedir, işçidir, eştir, bazen babadır kadın .. Adam gibi adam derler, kadın gibi kadın demezler. KKTC ‘de değil ama özellikle Türkiye‘de takip ettiğim kadın cinayetlerine ilişkin davalarda katile kravat taktı diye indirim uygulayan mahkeme heyeti mesela. Evrende Kadın olmak zordur aslında.
Nedir bizlerin aslında alttan alttan, gizli gizli kafamıza işlenen erkek egemenliğinden çektiği? Kadına yöneltilen şiddetin hiçbir kabul edilebilir açıklaması yoktur , aslında belki de hepimiz rutin hayatlarında benzeri şeyler yaşayıp, bunları ifşa etmekten çekiniyoruz. Peki biz kadınları gördükleri şiddete karşı susuşa geçiren nedir ? Toplum ve tabular ve değerler. Sorsanız hepimiz çok çağdaş insanlarız. Hatta buyrun bakın şiddet uygulayıcısı erkeklerin marjinal görüntüleri altındaki oryantal hareketlerini. Kadın olmak zor zanaat azizim . Bir kere, önce nerde olduğuna bakarlar, bir yargılarlar, ne işi vardı o saatte orda derler, kimle birlikteydi derler, birlikte olmasaydı derler, evlenmeseydi derler, ayrılmasaydı derler. Derler de derler. Çok küçük bir toplum olmamamızın bu bağlamda kadınlara sunduğu dezavantajlarda vardır. Bir kere kadın şiddet uygulayıcısı erkeği şikayet etmekten korkar, aman rezil olursam aman duyulursa aman kimse bilmesin. Buyrun en güncel şiddet haberine bakalım. Mağdure olan bayan eğitimli, kültürlü, özgüveni yüksek ve kendinden emin bir kişilik ve yapması gereken en doğru hareketi yaparak adli makam ve merciilere şikayette bulunmuş. Peki bu cesareti gösteremeyen ve toplumsal bakış açısına yenik düşen kaç kadın var? Peki, mağdurenin şikayetinden sonra yüzü gözü dağılmış bir şekilde basında elleri kelepçe ile yer alan fotoğrafının yanında , saldırganın elleri kelepçesiz gayet temiz bir yüz ifadesi ile çekilen fotoğrafı? Bize eşitlik ve adalet nerde dedirtmeyin. Devlet nezdinde çalışan tüm adli kurum kuruluşlar ve personelleri devleti temsil eder. Devleti temsil eden bireylerin de kişilerin kimliğine ve mesleğine bakmaksızın adil ve eşit davranması gerekmektedir. Çünkü devlete bağlı adli merciiler ve memurlar devleti temsil eder ve yapılan tüm ayrımcılık aslında mağdureye karşı devlet tarafından yapılmış sayılır. Şu an gördüğümüz fotoğraflardaki şekli adaletsizlik şiddet mağduru olan birçok kadının geri adım atmasına sebep olacaktır. Biz kadınlara güven verin. Hiçbir mağdure devletin erkek olduğunu gördüm demesin.
Anneler ve babalar erkek çocuklarınızı yetiştirirken, temizlik yapmak kadın işi, yemek yapmak kadın işi, çalışmak erkek işi diyerek yetiştirmeyin. Çocuklarınız da cinsiyet karmaşası bu şekilde yaşanmaz korkmayın. Erkek çocuklarınıza kadınlara yardımcı olmayı, kadınları sevmeyi ve aslında yemek yapmanın, bulaşık yıkmanın, ev temizlemenin kadın işi olduğunu öğretmek yerine bunları onlar için yapan kadına saygı duyması gerektiğini ve kadınların sevilmeye değer naif yapıda birer varlık olduğunu anlatın ve öğretin. Çünkü erkek egemenliği temelden başlıyor ve bunları çok küçükken öğrenmeyen erkek maalesef kadına saygılı ve sevgili olmak yerine egemenliğini fiziksel gücü ile ortaya koyma çabası içerisine giriyor. Çünkü kadının çağdaş toplumda değişen yerini ve başarısını kabullenemiyor.
‘’Sana ruh üflediğinde sen bir kadının karnındasın, ağladığında bir kadının kucağındasın, aşık olduğunda bir kadının kalbindesin. O’na güzel davran.’’