Metropolitan Gazetesi
banner183
Mobil   Metropolitan Gazetesi, Güncel Zengin İçeriği İle Dünyadan En İlginç Haberleri Okuyucuları İle Buluşturuyor.   Mail. [email protected]
Güncel:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
HER “AİLEYE AİLE DANIŞMANI” GEREK!
Röportaj: Fatma YÜKSEK
  
Sosyal Hizmet Uzmanı ve Aile Danışmanı Gizem ERCANTAN ile Toplumsal yapımızın daha sağlıklı ve işlevsel hale gelmesinde başat rol oynayan “aile kurumu” ve değişen toplumda “aile danışmanlığının ve sosyal hizmet uzmanının” önemi hakkında konuştuk.
   
Metropolitan Ailesi: Öncelikle Sosyal Hizmet Uzmanının rol ve işlevlerini sorarak sohbetimize başlamak istiyorum. 


  
Gizem ERCANTAN: İnsanı odak alan bir meslek olarak sosyal hizmet ortaya çıkışından ve başlangıcından itibaren hem teorik yaklaşımlarında, hem de uygulama ve müdahalelerinde insan ihtiyaçlarını ortaya çıkaran tüm koşulları bir bütün olarak ele almış, demokrasi ve insan hakları perspektifinde tüm insan ihtiyaç ve sorunları mesleki odağını oluşturmuş; birey, grup ve toplumun yaşam standartlarının yükseltilmesi sosyal hizmetin temel hedefi olmuştur. insan odaklı olan sosyal hizmetin temel sorunsalı ; insanın ve toplumun değişmesi ve gelişmesidir. Sosyal hizmetin kavramsal yapısı bu sorunsala özgü bütünlüğü ve çok yönlülüğü içerir. İnsanın ve toplumun değişmesine ilişkin temel sorunları belirleme, açıklama ve çözme çabası, sosyal bilimler içinde kendine özgü bir bilim dalını ve mesleği ortaya çıkarır. Sosyal hizmet bu donanımını mikro, mezzo ve makro düzeylerdeki uygulamalarında kullanır. Sosyal hizmetin odağı çevresi içinde bireydir. Bireyi bio-psiko-sosyal bir varlık olarak kabul eder ve bütüncül bir yaklaşımla ele alır. O nedenle hizmet sunumunda diğer meslek ve disiplinlerle işbirliği yaparak ekip çalışmasını gerçekleştirir. Mesleğin sunduğu hizmetlerin amaçları; sorun çözümleyici (tedavi edici) ve önleyici olma, kalkınmayı sağlamadır. Çalıştığımız alanları açıklayacak olursam çalıştığımız alanlar; kadın, çocuk, aile, suçluluk, şiddet, istismar, yoksulluk, ergenlik, aile, lgbti, bağımlılık, yaşlılık, özel gereksinimli bireyler ve bu liste uzayıp gider. Kısacası toplumda ötelenen, haksızlığa uğrayan, yardıma ihtiyaç duyan, çatışma yaşayan her türlü birey ve grupla çalışmaktayız. 

Metropolitan Ailesi: Toplumsal yozlaşmanın ileri düzeyde yaşandığı zamanımızda aile kurumumuz hasar görmüştür. Bu hasar çocuklarımıza da yansımıştır. Bu konuyu incelersek neler söyleyebiliriz?

Gizem ERCANTAN: Çağımızda toplumsal değişmeye paralel olarak hızlı bir değişime uğrayan kurumlardan biri ailedir. Ailenin yapı ve işlevlerinde meydana gelen değişmeler ve özellikle ailenin temel işlevi olan çocuğun eğitimi konusunda birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Çok sayıda deneyim ve bilgiyi çocuğa aktaran sosyalizasyon sürecinde aile çevresinin önemi bilinmektedir. Ancak değişen toplumda aile yapısı her zaman çok hızlı bir şekilde gelişen teknolojik yeniliklere uyum sağlayamıyor ve modern yaşamın gereklerine uygun bir yapı oluşturmakta geç kalıyor. Bu durum özellikle çocuklar için çeşitli sorunlar doğurmaktadır. Bu sorunların en önemlileri, aile içi iletişim ve etkileşimdeki güçlüklerdir. Aileler içinde bulundukları toplumun yaşam biçiminden etkilenerek çocuklarını yetiştirme biçimlerini belirlerler. Başka bir deyişle eğitim yöntemi toplumun beklentileri doğrultusunda saptanır. Ancak bu her zaman ideal bir şekilde olmayabilir. Çünkü hızlı bir şekilde gerçekleşen toplumsal değişme, ailenin işlevlerini de nerede başlayıp, nerede biteceği konusunda büyük ölçüde etkilemektedir. Örneğin geleneksel ailedeki çocuk eğitimi ile çekirdek ailedeki çocuk eğitimi ayrı ayrı unsurları içermektedir. Geleneksel geniş ailede yetişen bir genç kız ve erkek, değişen toplumsal koşullar sonucunda kendilerini çekirdek ailenin birer anne ve babası olarak görebiliyorlar. Hızlı bir değişmenin etkisiyle sarsılan ve daha kendi yaşamlarına gerekli düzeni veremeyen aileler, çocuklarının eğitilmesi, toplumsallaştırılması görevi ile karşı karşıyadırlar. İlk beş yılın sonunda bu kez ailenin eğitim görevlerini okul üzerine alır. Ancak toplumumuzun eğitimden beklentileri açısından belirtmek gerekirse, daha ilkokuldan itibaren minicik çocuğun bir yarış atı gibi şartlandırılıp zorlanmaya başladığı görülür. Aile ile okul aynı doğrultuda bir anlayışta birleşiyorsa, gücünün çok üstünde de istense, en azından uyumlu istekler karşısında olduğundan, çocuk şanslı sayılabilir. Ancak bu uyumun sıklıkla gerçekleşebildiğini söylemek zor. Ne var ki, değişen toplumda aile yapısı her zaman çok hızlı bir şekilde gelişen teknolojik yeniliklere uyum sağlayamıyor ve modern yaşamın gereklerine uygun bir yapı oluşturmakta geç kalıyor. Bu, çeşitli sorunlar doğurmakta, dolayısıyla çocuk eğitimini de etkilemektedir. Örneğin boşanma veya parçalanma durumuna gelen ailede, çocukta güvensizlik duygusu artmaktadır. Düzensiz ve uyumsuz bir yaşamı sürdürmeye başlayan bu tip ailede anne-babanın, çocukları ile ilişkileri sağlıklı olmamaktadır. Oysa çocuğun sağlıklı bir kişilik ve ruh yapısı geliştirmesinde en önemli ve temel unsur, anne ve baba sevgisi ve ilgisidir. Kendileri sevgi ve ilgiye muhtaç olan eşlerin, çocuklarına bunu sağlayabilmeleri pek kolay değildir. Değişen toplumlarda, ailenin karşılaştığı çok önemli bir sorun da, ergin yaşa gelen çocuklarına karşı nasıl davranacakları sorunudur. Çünkü bir çok şeyin değiştiği çağımızda anne-babanın rolü hiçbir zaman bu kadar hassas, bu kadar zor olmamıştır. Geleneksel toplumda çocuk, daha sonra kendisinin de ulaşacağı yetişkini kendine model olarak alıyordu. O, gelecekle özdeşleşiyordu. Günümüzde ise yetişkinin çocuğun gözünde zaman aşımına uğramış bir kişilik ve davranış sergilediği anlayışı egemendir. Yani onun gözünde yetişkin bir gelecek değil, artık bir geçmiştir. Ergenin bakış açısı bu olunca, anne-babanın tutumunda, gence nereye kadar müsaade etmeli, nerede engel koymalı biçiminde bir çerçeve çizmesi söz konusudur. Bu ise,çağımız ailelerinin en büyük güçlüğüdür. Hızlı toplumsal değişmelere paralel olarak ailesel değerler de değiştiğinden; anne-babaların kendi ergenlik dönemlerinin birikimleri çocuklarına rehberlik etmekten uzak kalmıştır.

    
Metropolitan Ailesi: 
Çocukların yetişmesi, gelişmesi, hayata hazırlanmasında birçok sorunlar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bizim bir toplumsal girişimde; sağlıklı toplum olabilmek adına, güvenli toplum oluşturabilmek adına, inançlarımızı/değerlerimizi çocuklarımıza/nesillerimize aktarabilmek adına aileyi fonksiyonel kılmalıyız, ailenin işlevlerini geliştirmeliyiz, güçlendirmeliyiz. 
  
Metropolitan Ailesi:  Ne yaparak aile işlevi geliştirilir? 
  
Gizem ERCANTAN: Ailenin işlevlerini basitçe sıralayacak olursak; Neslin devamını sağlamak, bireylerin sevgi ve şefkat gereksinimlerini giderebilecekleri bir ortam sağlamak, bireylere düzenli bir yaşam sağlamak ve bireylerin toplumla sağlıklı ilişkiler kurmasında köprü olmaktır. Birey içinde yaşadığı psikolojik bağlamla karşılıklı bir etkileşim içindedir; aile içindeki tekrarlanan örüntülerle hem kendi psikolojik yaşamı biçimlenir, hem de kendisi ailenin psikolojik bağlamını biçimlendirir. Yani bireyin psişik dünyası tamamen içsel ve bireysel bir olay değildir. Dolayısıyla bireyin psikolojik dünyasında oluşacak her türlü değişimin aile yapı/sistemi ile doğrudan ve tersinin de  doğruluğu düşünülür. Aile birbirine bağlı bireylerin grubudur. Herhangi bir üyedeki, herhangi bir değişiklik diğer üyeleri ve bir bütün olarak aileyi etkiler. Bu etkinin geri dönmesiyle birinci üyede etkilenmektedir. Aile sosyal bir sistem olduğundan, üyelerin etkileşimi bir seri iletişimsel olay ya da mesajdan oluşur. Göz ardı etmemiz gereken ve üstünde en çok durmamız gereken unsur işte tam olarak budur. Aile içerisindeki etkili ve güvenli iletişim ailenin fonksiyonlarını arttırmakla birlikte iyileştirmektedir. Günümüzde değişen aile yapısındaki en büyük sorun hepimizin aslında sadece sosyal medya mecralarında iletişim kuruyor olup ikili ve yüz yüze iletişimi göz ardı etmemiz ve aslında bir ev içerisinde yaşamamıza rağmen birbirimize yabancılaşmaya başlamamızdır. Her iletişim bir konu, içerik değişimi oluşturduğu gibi sosyal karşılaşma da yaratır. Her bir iletişim bir bilgi paylaşımı olduğu gibi, aynı zamanda ilişkiyi de tanımlamaktadır. İki kişinin birbirinin varlığının farkında olup, iletişim kurmamaları mümkün değildir. Sessizlik ya da diğer kişiyi her şeyiyle göz ardı etmek de mesaj ve metamesaj taşımaktadır. Özetleyecek olursak ailenin işlevlerini yani fonksiyonlarını arttırabilmemiz için temel kural doğru ve etkili iletişimden geçmektedir. Bunu uygulayabilmemiz için ise yapmamız gereken şey karşımızdaki ister eşimiz ister çocuğumuz olsun yargılamadan, suçlamadan, göz ardı etmeden dinlememiz ve her zaman bir birimizle etkileşim içerisinde olup birbirimize saygı duymamız gerekmekte. Bunun yanında ev içerinde geçirilen sürede telefon, tablet, televizyon gibi iletişim ve teknoloji aletlerinden kendimizi soyutlayarak birlikte oyun oynayıp, kitap okuyup, geçirilen gün hakkında en azından 1 saat olsun konuşarak aile bireylerinin birbirine olan güven, saygı ve sevgisini arttırabilir bu da ailenin işlevlerinin artmasına ve sağlıklı bir aile yapısının oluşmasına yardımcı olabilmektedir. 
  
Metropolitan Ailesi: Çocuğun gelişimde Anne ve babanın rolü nedir?
  
Gizem ERCANTAN: Çocuğun fizyolojik ve psikolojik anlamda sağlıklı birer birey olarak yetişmesinde ve davranışlarının şekillenmesinde anne, baba ve/veya bakımını üstlenen kişinin rolü çok büyüktür. Anne ve/veya bakım veren kişinin sevgisinin dengeli, sürekli ve tutarlı bir biçimde verilmesi, en az çocuğun beslenmesi için gerekli olan besin maddeleri kadar önemlidir. Yapılan birçok araştırmada, kısa süreli de olsa anne-çocuk ayrılıklarının sonuçları ve etkileri incelenmiştir. Araştırma sonuçları, çocuğa iyi bir yedek bakım sağlandığı, bakım veren kişininim sık değişmediği ve çocuk ile iyi ilişkiler geliştirilmiş olması durumunda, çocukların bu ayrılıktan örselenmediği ve en az düzeyde etkilendikleri hatta yeni deneyimler kazandıkları için gelişimlerine olumlu katkıda bulunduğunu göstermektedir. Günümüz koşullarında çalışan annelerin sayısının artmasıyla, hemen her çocuk kısa süreli ayrılıkları yaşamaktadır. Yine araştırma sonuçlarının gösterdiğine göre, kişilik özellikleri, özerklik ve ilgilerin gelişiminde, annesi çalışan çocuklar ile çalışmayanların arasında fark gözlenmemiştir. Çocukları etkileyen ne annenin çalışması ne de yedek bakıcı ile büyümeleridir. Çocukları etkileyen, anne-çocuk arasında kurulan ilişkinin süresi değil niteliği, annenin tutumları ve çocuğunda uyandırdığı güven duygusudur. Çocuğa verilen disiplinin ve ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkilerde belirlenen sınırların, çocukların davranışlarının ve kişiliğinin gelişimindeki rolü büyüktür. Çocuklara sınırları belli özgürlükler sağlamak önemlidir. Çocuğa gelişimine uygun olamayan sorumluluklar yüklemek ve beklentiler geliştirmek, çocuğun gelişimini ve davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukların, anneleriyle olduğu kadar babalarıyla da bağlılık ve güven ilişkisine, ilgi ve sevgisine ihtiyaçları vardır.  


    
Aile içi ilişkilerde, genel olarak çocuklar tarafından, babalar bir otorite sembolü olarak algılanırlar. Çocukların davranışsal ve duygusal gelişimlerinde, anne-babanın tutarlı ve kararlı davranışları önemli rol oynar.Çocuğun, aile içi ilişkilerde bir hiyerarşi olduğunu bilmesi çok önemlidir. Çocuklara söz hakkı tanınarak fikirleri ve duyguları öğrenilmeli, ancak aile bireylerini ilgilendiren kararlar anne-babalar tarafından alınmalıdır. Çocuğun psikolojik ve sosyal gelişiminde anne-baba tutumlarının etkisi büyüktür. Kişilik gelişimi, her ne kadar insanın yaşamı boyunca süregelse de, kişilik gelişiminin temelinin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Birçok anne- baba tutumu bulunmaktadır. Bunlara örnek verecek olursak; Aşırı Baskıcı Anne-Baba Tutumu, Aşırı- Koruyucu Anne- Baba Tutumu, Anne babanın tutumları arasında tutarsızlık, Aile içindeki kardeşlere farklı tutumlar vb. Bu liste uzayıp gitmektedir. Bizim istediğimiz aile tutumu ise Demokratik Anne-Baba Tutumudur. Bu tutumun iki temel öğesi vardır. Sevgi ve disiplin. Bu tutum, temel gereksinimleri en uygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren, iki temel öğeyi en sağlıklı biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur.
    
Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında önemlidir; ancak disiplin toplumumuzda çoğunlukla "cezalandırma" ile eşanlamlı olarak algılanır. Ancak disiplin cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir. Çocuğun topluma uyumunu kolaylaştıran davranışların yönlendirilmesini de sağlar. Disiplin esneklik ve tutarlılık gibi temel ilkeleri de içerir. Burada kastedilen kuralların açık ve net olması, çocuğun sınırlarının belli olması, aile içinde tutarlılık sağlanmasıdır. Ceza verilmesi gerekiyorsa hemen uygulanmalı, cezanın hangi davranışa yönelik olduğu çocuğa açıklanmalıdır. Anne -babalar, çocuklarına karşı sevgi, anlayış, sabır ve hoşgörü ile disiplin vermelidirler. Disiplinin yanında sevgi ve şefkat duyguları da bu tutumda önem taşır. Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir. Bu tutumla çocuk yetiştirme biçimini seçen anne babaların ilişkilerinde sevgi ve saygı hâkimdir bunu da çocuklarına hissettirirler. Çocuğun, temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında sevgiye de ihtiyacı vardır. Bu koşulsuz sevgidir. Bu tutumu benimseyen ailelerde aile içinde eşit şartlar söz konusudur. Demokratik bir tutum benimseyen bir aile içinde yetişen çocuklar, rahat, bağımsız, kendini ifade edebilen, temel güven duyguları gelişmiş, fikirlerini söyleyebilen, girişimci, sorumluluk alabilen, kendisine ve çevresine karşı saygılı, kendilerini geliştirebilen bireyler olarak yetişirler. Kişilik yapısı olarak da, genellikle aktif, dışa dönük, yaratıcı özellikler görülür. Arkadaşlık ilişkilerinde genelde sıkıntı yaşamazlar.
    
Anne babaların çocuklarına karşı yönelik tutumlarının sağlıklı olması, onların kendileriyle barışık, kendilerine güvenli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılı olmalarına da olanak tanır.
   
Metropolitan Ailesi:  Bu noktada sağlıklı aile konusuna da temas edecek olursak neler söyleyebiliriz?
   
Gizem ERCANTAN: Sağlıklı ailelerde aile bireyleri birbirlerine duygusal olarak bağlıdır. Sadece ebeveyn, çocuk oldukları için değil insan olarak da birbirlerini severler ve kollarlar ve takdir edersiniz ki bu duygusal bağ beraberinde dayanışmayı da getirmektedir. Aile üyeleri rollerini net olarak bilirler ve bunun en önemli özelliği ise rolleri bilmek, aile içinde olabilecek sorunların çözümü için çok öenmli bir etkendir. Aile bireyleri, olası bir problemde ne yapmaları gerektiğini, nasıl davranmalarını gerektiğini bilir ve ona göre hareket ederler. Aile bireyleri, ailenin bütünlüğünü korurlar ama bireysel istek ve ihtiyaçları da daima göz önünde bulundururlar. Aileyi veya bireyi birbirinin önüne çıkarmaz, ikisi için de eşit imkânlar tanımaya çalışırlar. Bu kusursuz dengeyi kurdukları anda aile olarak da, birey olarak da oldukça mutlu bir hayat yaşamaya başlarlar. Tüm bireyler arasında iletişim açık, net ve samimidir. Bu da huzur ve çözüm odaklı ailelerin olmazsa olmazıdır. Aile bireylerinin birbirlerine duydukları güven ve sevgi sayesinde herkes birbirine karşı oldukça açık ve samimidir. Bu açıklık, kolay iletişimi sağlar ve tüm anlaşmazlıkları ortadan kaldırır. Aile bireyleri beraber kaliteli zaman geçirirler, ortak ilgi alanları yaratırlar, bu alanlarda paylaşımlarda bulunurlar. Tüm ailenin düzenli olarak birlikte vakit geçirmesi, topluca aktiviteler yapması aile bağlarını güçlendirir. Hafta sonu gidilen bir sinema filmi, bir akşam yemeği bile bu bağların güçlenmesi için yeterlidir. Aile bireyleri birbirlerinin özel alanlarına ve özel hayatlarına saygılıdırlar. Bireyler aile olarak bir arada yaşasalar da herkesin bir özel hayatı, özel alanı olduğunun bilincindedir ve buna göre davranırlar. Bu saygı, herkesin aile içinde kendini rahat hissetmesini sağlar ve beraber yaşamaktan daha hoşnut hale getirir.
   
Unutmamız gereken şudur ki Mutlu bir ailenin sırrı en başta da bahsettiğimiz gibi sevgidir, hayatta her şeyin sevgiyle başladığı gibi. İçten gelen bir sevginin sonucunda tüm sorunlar hallolur, engeller kolaylıkla aşılır.
   
Metropolitan Ailesi:  Sizin aile içi şiddet ile ilgili çalışmalarınız var. Özellikle şiddet derken, Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddet, kadına yönelik şiddetin de özellikle fizyolojik boyutu ön plana çıkıyor. Fakat belki de şiddetin psikolojik boyutu daha da önemlidir. Bu hem kadına hem erkeğe hem de çocuklara yönelik olabilir. Aile içerisindeki psikolojik şiddet ve bunun üzerine çalışma çok fazla göremiyoruz. Ne yazılı anlamda ne de görsel anlamda ne de herhangi bir kurumun çözüm önerileri getirmesi anlamında çok fazla bir çalışma yok. Aile içerisindeki; ailenin kadına, erkeğe, çocuğa uyguladığı o psikolojik şiddetle ilgili ne söylersiniz?
        
Gizem ERCANTAN: Şiddetin toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü de önemlidir. Çünkü kabul gören şiddet de meşrudur. Hatta şiddet genellikle bir yaşam biçimi olarak benimseniyorsa sorun olarak görülmez ve sorun çözmenin bir aracı olarak onay görür. Geleneksel sayılmayacak ancak gelişimini tamamlayamamış ülkelerde dev boyuttaki iç ve dış güçler, kültür kaymaları, kuralsızlık nedeniyle uyumsuzluklar ve sorunlar yaşanmaktadır. Yabancılaşma, kendini boşlukta hissetme veya değersizleşme duyguları ile beslenen toplu öfke, toplumun alt kesimlerinde ani şiddete dönüşebilmektedir. Toplumsallaşma süreci çerçevesinde gerek çocukluk döneminde, gerekse yetişkinlik döneminde kitle iletişim araçlarının etkisiyle kolay öğrenilebilen saldırganlık davranışlarının ortaya çıkması kadar, bunun yol açtığı çatışmaların çözülmesi de önemlidir. Toplum halinde yaşayan bireyler arasında şiddet olaylarıyla meydana gelen çatışmaların, toplumsal yaşamın bir parçası olarak görülmesi gerekir. Çatışmayı anlamaya çalışmak kadar, çatışmaların çözümlenmesi konusunda da becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir ilişki, hiç çatışma yaşanmayan ilişki değildir. O ilişkilerde ortaya çıkan sorunların ne kadar sağlıklı bir biçimde çözüldüğü önemlidir. Bunun için bireyin sorunlarını şiddete yönelerek çözmesini giderebilmek için toplumsal yaşam içinde önce bireyin kendini tanımasını sağlamak ve empatisini geliştirmesi gerekir. Ayrıca kişi, çatışmayı çözme ve iletişim becerileri konusunda kendisini geliştirmelidir, gerekiyorsa da uzman kişilere başvurarak yardım almalıdır. Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel açıdan değil, ekonomik, cinsel ve duygusal şiddet şeklinde yaşanabiliyor. Duygusal şiddet, aşırı biçimde eleştirmek, tehdit etmek, aşağılamak, hakaret etmek, utandırmak, hiç iletişime geçmemek, duygusal olarak ihmal etmek, yalan söylemek, küçümsemek, görmezden gelmek şeklinde ortaya çıkıyor.
    
Psikolojik şiddetin stres ve travmaların yanı sıra depresyon gibi ağır psikolojik sorunlara yol açmaktadır. İlişkinizde psikolojik şiddete uğrayıp uğramadığınızı anlamak için kendinize sorabileceğiniz birkaç soruyu buradan ben sorayım okuyucularımız da kendi kendilerine dürürst şekilde cevaplasınlar. Sevgilinizi hayal kırıklığına uğratmamak adına devamlı tedirgin misiniz? Sevgiliniz hiçbir konuşmasını kabul etmiyor ve sizin bakış açınızın hep yanlış olduğunu vurguluyor mu? Sevgilinizin normalin üzerinde aramalarla ve mesajlarla düzenli olarak nerede, kiminle olduğunuz konusunda sizi ablukaya aldığını mı hissediyorsunuz?
    
Sevgiliniz daima sizi kıracak şeyler söyleyip sonrasında bunun sadece ‘şaka’ olduğunu söylüyor mu? Sevdiğiniz kişi her daim güçlü yanlarınızı reddediyor, başarılarınızı küçümsüyor mu? Sevgiliniz sizi cezalandırmak adına sevgisinden, cinselliğinden ve maddi güçlerinden mahrum bırakıyor mu?
    
İlişkide kendinizi güvende ve iyi hissetmediğiniz için sevgilinize olan cinsel isteğinizi kaybettiniz mi? Bu soruların çoğuna içinizden olumsuz cevaplar veriyorsanız, siz de ilişkinizde ‘psikolojik şiddet’e maruz kalıyor olabilirsiniz. Bunu anlamak ve bu durumdan kurtulmak için her zaman için konunun uzmanlarından destek almayı unutmayın, profesyonel bir destek ile her türlü sorunun üstesinden gelebileceğinizi bilin.
   
Metropolitan Ailesi:  bu keyifli ve doyurucu söyleşi için sizlere çok teşekkür ediyorum.
   
Gizem ERCANTAN: Bu konuyu gündeme alıp “aile kurumuna” gösterdiğiniz ilgiden dolayı ve toplumun aslında en çok gördüğü fakat görmezden geldiği konuları gün yüzüne çıkarmak için sorduğunuz bu güzel sorulardan dolayı size ve değerli ekibinize teşekkürü bir borç bilirim.
    

Anahtar Kelimeler
Metropolitan
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner172

banner174

banner165

banner181

banner166

banner171

banner149

banner151

banner153

banner182

İki Kadın Bir röportaj ‘ZARİF NOYAN İLE...
Noyanlar Grup Yönetim Kurulu Üyesi Zarif NOYAN, kadının güçlenmesi, iş hayatında yer bulması ve kendi...

Haberi Oku