Röportaj: Fatma Yüksek
Ece hanım bizlere kendinizden bahseder misiniz? Sizin için yıllar sonra tekrar Kıbrıs’ta olmak nasıl bir duygu?
Öncelikle sizin gibi güzel ve alanında tanınan, sevilen bir hanımefendi ile bu röportajı paylaşmaktan onore oldum. Size ve Metropolitan ailesine çok teşekkür ederim.
Ben, 1988 Üsküdar doğumluyum; akademik eğitimlerimi iç mimarlık ve plastik sanatlar alanlarında tamamladım. Şuanda da doktora eğitimime ve öğretim üyesi olarak çalışmaya devam ediyorum. Yıllar sonra tekrar Kıbrıs’ta olmaktan çok mutluyum. Bugüne kadar 28 ülke gördüm, Türkiye ve Romanya’da yaşadım. Bana artık yaşamak ve yaşlanmak istediğim ülke sorulsa bu kesinlikle Kıbrıs olabilir. Kıbrıs’ın; dağ ve deniz manzaraları ile eşsiz doğasını, nezaketli ve cana yakın insanlarını, yemek kültürünü, tarihi dokusunu çok seviyorum.
Akademisyen olmaya nasıl karar verdiniz? Eğitim sistemimiz ve gelecek hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?
Büyük babam ile büyükannem; annem ve babamdan sonra ben, neslimizden üçüncü jenarasyon bir akademisyen olarak yetiştim. Bunun eğitimcilik hayatımda büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.
Benim şahsen gözlemlediğim ve sosyal ortamlarda dinlediğim örneklerden vardığım kanıya göre toplumumuzda maalesef ki ‘eğitimsiz eğitimciler çok fazla; genelleşmiş sınavlardan aldıkları notlara göre öğrencilerini değerlendiren, empati yapamayan, sempatik davranamayan tip hocalardan negatif etkilenen genç nesil maalesef kitap okumayı sıkıcı buluyor yada ders çalışmayı işkence olarak nitelendiriyor. Hâlbuki bir şeyler öğrenmek ve öğrendiklerini yararlı işlere dönüştürebilmek harikadır. Bence biz eğitimciler olarak öğrencilerimizin kendilerine özel yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı olmalı, onları yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda sevdikleri meslekleri yapan bireyler olarak yetiştirmeye çalışmalıyız. Özellikle Türk vatandaşları olarak, başöğretmen Atatürk gibi her alanda örnek bir lidere sahipken, onun söylediği,
“Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”
“Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”
‘Yurtta sulh, cihanda sulh’
gibi, daha nice sözlerini anlayarak benimsememiz, bugünlerimizde de, gelecekte de yolumuzu aydınlatacaktır diye düşünüyorum.
Bizlere yaptığınız resimlerden ve yer almaktan keyif aldığınız projelerden de bahseder misiniz?
Tabii ki, en büyük tutkum resim yapmak. Son dönem eserlerimde renk kullanımı konusuna titizlik göstererek ve renklerin akışkanlığı ile oluşan formların sembolik ifadelerine değinerek, soyut dışavurum üslubunda çalışmalar yapıyorum. Resim tarzımın, yüksek lisans eğitim dönemimde ve sonrasında özgünleştiğine inanıyorum. Bu yüzden, sevdiğiniz alan üzerine mutlaka eğitim almanızı öneririm. Bence eğitim süreci öğrenmenizi, öğrenmek kendinizi daha iyi ifade edebilmenizi ve kendinizi daha iyi ifade edebilmek ise sizi özgür kılıp, yaptığınız işi daha büyük bir keyifle devam ettirmenizi sağlayacaktır. Katılmaktan mutluluk duyduğum projeler ise sanat fuarları, uluslararası ve yerel çalıştaylar ile sosyal sorumluluk projeleri olabilir. Özellikle sosyal sorumluluk projelerinin yeri apayrı benim için. Çünkü yaptığınız işlerin; insan hayatına yada doğa ve diğer canlıların hayatında pozitif etki oluşturabildiğini bilmek gerçekten eşiz bir duygu.
Son olarak, okuyucularımız için eklemek istediğiniz tavsiyeler veya mesajınız var mı?
Tamam, o zaman kendi tecrübelerimden çıkardığım hayat dersleri ile, bu röportajı okuyan kişiye seslenmek istiyorum :)
*Hayatını güzelleştirebilecek olan öncelikli ve en güçlü kişi sensin, lütfen bunun her zaman farkında ol.
* İnsanlara veya eşyalara bağımlı olma, iyileştirici ve aydınlatıcı unsurlar olan: sanatla, bilimle ve sporla hayatını ‘renklendirerek’ yaşamayı dene.
* Doğayı incelemeyi denersen, ilham alabileceğin sonsuz detay keşfedeceksin.
* Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılıp pes etme, bazen hayatımız mantık hataları ile dolu bir film gibi gelebilir ama sen çabalamaya devam edersen kesinlikle senaryonun mutlu olacağına inanabilirsin.
* Kendini sev (bencil ol demiyorum) öz sevgi, özgüven, özsaygı gibi değerlerin farkında ol; senden bir tane var ;)
*ve en önemlisi lütfen duyarlı ol, sen biriciksin dedik ama senin canından dolayı olan yaşam hakkın kadar, bitkilerin de hayvanların da eşit oranda yaşam hakkı var. Canlılara karşı nezaketli ol, kimseyi hikâyelerini bilmeden yadırgama. Dünyadaki en duygulardan birini deneyimlemek istersen, bir iyilik yap. Bir iyilik ile, hem ne kadar şanslı olduğunu anlar hem de bir teşekküre sebebiyet verebilmenin sıcacık güzelliğini hissederken ruhun şifalanır.
Benden, bu defalık - bu kadar (:
Sağlık, huzur ve mutluluklarla ‘hoşça’ kalmanızı dilerim…